Geçtiğimiz günlerde Nevruz Bayramını büyük bir coşkuyla kutladık.
Peki Nevruz nedir?
Nev(yeni) ve ruz (gün) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen ve YENİGÜN anlamını taşıyan Nevruz, kuzey yarım kürede başta Türkler olmak üzere bir çok halk ve topluluk tarafından yılbaşı olarak kutlanır.
Bizim oralarda, baharın gelişi toprağın nefes alışına derler. Nevruz bence tekrar eden bir diriliş. Gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Mart’ta güneş göçmen kuşlar gibi kuzey yarım küreye yönelir. 21 Mart ile birlikte havalar ısınmaya, karlar erimeye, ağaçlar çiçeklenmeye, toprak yeşermeye, göçmen kuşlar yuvalarına dönmeye başlar. Çocukluğumda, Nevruz bayramı yaklaştıkça yoğun bir temizlik faaliyeti gözlenir. Ev hanımları harekete geçer. Bütün evler baştan sona silinip, süpürülür. Halı, kilim, yatak, yorgan gibi şeyler yıkanır. Evlerin her köşesi temizlenmek, tamir edilmek ve düzenlenmek suretiyle elden geçirilirdi. Nevruz günü erken kalkılır. Herkes en temiz ve en güzel elbiselerini giyer. 19 Martı 20 Marta bağlayan gece, “Yeddi Levin” adıyla anılır. Gündüzden çeşitli yemiş ve meyveler alınarak hazırlık yapılır. Akşam olunca bütün aile bir araya toplanır. Gündüzden hazırlanan yiyecekler bir tepsi ya da sini içerisinde karıştırılarak ortaya konur. Bu karışımın en az yedi çeşitten oluşmasına özen gösterilir. Zaten gece de adını buradan alır. Bu yemişten o gün orada bulunamayan aile fertlerine de pay ayrılır. Nevruz’dan bir gün önceki güne yani 20 Mart gününe ise yörede “Baca Baca”denir. Bu gün Ramazan ve Kurban Bayramları arefesinde olduğu gibi, gruplar halinde ev ev dolaşan çocuklara çeşitli yiyecekler ve hediyeler verilir. Çocuklar her geldikleri evin kapısında Nevruzla ilgili maniler söylerler. “Baca Baca”için gelen çocuklar boş çevrilmez. En azından bir elma, şeker veya boyalı yumurta ile ağırlanırlar. Ayrıca, Nevruz günü hemen her kes evinde kete, pağaç, berte ve çeşitli yemekler yaparlar. Berte denilen kek cinsi ekmeğin üzerine de iğde, üvez, kuru üzüm, ceviz içi, leblebi, fındık içi, fıstık gibi en az yedi çeşit kuru yemiş konulur. Bu da yine “Yeddi Levin”le ilgili bir adettir. Bir evde toplanan genç kız ve erkekler, küçük bir çocuğu su almaya gönderirler. Çocuk hiç konuşmadan ve arkasına bakmadan bir kova su getirir. Kovanın içerisine orada bulunanlarca renkli iplikler ve iğneler atılır. Birbiriyle birleşen iplik ve iğnelerin sahiplerinin birbiriyle evleneceğine inanılır. Nevruz öncesindeki son Çarşamba günü yakılmak üzere, günler, hatta aylar öncesinden ot artıkları biriktirilmeye başlanır.Günü geldiğinde evlerin damlarında ateşler yakılır. Bazı yerlerde ise ateş, herkesin toplandığı bir meydanda yakılır. Kişiler dilek tutarak ateşin üzerinden atlarlar. Ateşten atlayamayan küçük çocuklara ve hastalara yardım edilerek, hiç olmazsa ateşin üzerinden geçmeleri sağlanır. Ateşin üzerinden atlanırken şöyle bir tekerleme de söylenir:
Ağrım ağrık tökülsün, Od’a düşüp kül olsun, Yansın alev saçılsın,Menim bahtım açılsın.
Nevruz’un temelinde eşitlik, dostluk, misafirperverlik, sevecenlik, insan sevgisi, tabiat sevgisi, yardımlaşma, kaynaşma, birlik ve beraberlik gibi çok asil kavramlar var. Benim için bu ata yadigarı gelenekler, bizi biz yapan insanlığımızı hatırlatan şeyler..







Bir Cevap Yazın