Van Gogh’un 1885’te yaptığı “Patates Yiyenler”, sadece bir akşam yemeğini resmetmez; köylülerin emeğini, alın terini ve dürüstlükle kazandıkları geçimi anlatır. Kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplarda Van Gogh şunları vurgular:
“Onların elleriyle toprağı kazdıklarını, tarladan patates topladıklarını görüyorsun. İşte bu yüzden sofradaki patatesleri de dürüstçe, hak ederek yiyorlar.”
Tablodaki karanlık tonlar ve somut fırça darbeleri, onların zor yaşamını ama aynı zamanda onurlu emeğini gözler önüne serer.
Benim için bu tablo ayrıca kişisel bir anıyı da çağrıştırıyor:
Çocukluğumuzda biz de patates eker, onları capalar, babam sular ellerimizle yaban otların yonar. söküm zamanı geldiğinde tek tek emekle sökülür toplar çuvallara koyardık. Çalışır kende ateş yakar altlarına patatesleri atar piştikten sonra afiyetle yer ellerimizin tozlu çamaşırlı olmasına aldırmadan gece yatakta yatarken ayaklarımızı zonklardı ama kendi okul paramızı kazanır hem de ailemizin bütçesine destek olurduk. İş te bu ressamın bu tablosunu kadar güzel çizmişki tablodaki renkler sadece ışık olarak lambanın renkli olması insanların yüzlerinin kemikli olması bu bir yerdede yoksulluğun belirtileri sofrada patatesten başka bir şey olamayışı ama onurlu duruş etkileyici tarlalarında çalışır, ürünleri toplar, soframıza koyardık. Van Gogh’un tablolarında gördüğüm o dürüst emek, bizim çocukluğumuzun anılarına, toprağın kokusuna ve alın terimize çok yakın. Resme bakarken, ressamı tanımadan bile onun duygusunu hissedebiliyorsun; çünkü sanatın gücü, evrensel bir deneyimi yakalayabilmesinde gizli.






Bir Cevap Yazın